Skip to content Skip to footer

Botoks

Gençlik yıllarında cildin kalitesi, elastikiyeti ve biyokimyasal yapısı bu sürekli katlanma hareketlerini absorbe edebilecek güçtedir. Derinin orta tabakası olan dermis; yüksek oranda kolajen lifleri, elastin ağları ve kendi ağırlığının bin katı kadar su tutabilen hyalüronik asit ile doludur. Kas kasılıp deriyi katladığında “dinamik çizgiler” oluşur; ancak kas gevşediği anda cilt, yüksek elastikiyet yeteneği sayesinde hızla eski pürüzsüz ve gergin haline geri döner. Ancak yaş alma süreciyle birlikte işler değişir. Kronolojik yaşlanmanın yanı sıra güneş ışınlarına (ultraviyole radyasyon) maruz kalma, yer çekimi etkisi, sigara kullanımı, yetersiz beslenme ve serbest radikal hasarı gibi çevresel faktörler dermisteki kolajen ve elastin üretimini her yıl yaklaşık %1 oranında azaltır. Cilt tabakası incelir, kurur ve eski esnekliğini kaybeder. Bu aşamadan sonra, alt taraftaki kasların her kasılma hareketi, kağıdın defalarca aynı yerden katlanması gibi ciltte kalıcı kırıklar oluşturmaya başlar. Kas tamamen gevşese dahi, cilt yüzeyinde derin izler kalmaya devam eder. Tıbbi literatürde kas hareketine bağlı olmayan, istirahat halinde bile görünen bu kalıcı çizgilere “statik çizgiler” denir. Botoks (Botulinum Toksini) uygulaması, işte bu biyomekanik kırılma döngüsünü tam olarak kaynağında, yani sinir ile kasın birleştiği noktada kesmek amacıyla geliştirilmiş en güçlü tıbbi ve estetik müdahaledir.

Botulinum toksininin tıp dünyasındaki yolculuğu, sanılanın aksine estetik kaygılarla değil, tamamen tedavi edici (terapötik) amaçlarla başlamıştır. Clostridium botulinum adlı anaerobik bakteriden elde edilen bu protein, 1970’li yıllarda ilk kez göz doktoru Alan Scott tarafından şaşılık (strabismus) ve göz kapağı seğirmesi (blefarospazm) olan hastaların tedavisinde kullanılmıştır. Aşırı kasılan göz kaslarını gevşetmek amacıyla yapılan bu lokal enjeksiyonlar sırasında çok şaşırtıcı bir yan etki fark edilmiştir. 1980’lerin sonunda, göz çevresi spazmları için tedavi gören hastaların göz kenarlarındaki (kaz ayakları) ve kaş arasındaki kırışıklıkların tamamen yok olduğu ve cildin pürüzsüzleştiği gözlemlenmiştir. Kanadalı göz doktoru Jean Carruthers ve plastik cerrah eşi Alastair Carruthers’ın bu durumu bilimsel olarak dünyayla paylaşmasının ardından, süreç hız kazanmış ve botulinum toksini 2002 yılında FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) tarafından kozmetik amaçlı kullanım onayı almıştır.

Bu onay ile birlikte medikal estetikte yepyeni bir çağ başlamıştır ancak ilk yıllarda uygulanan teknikler bugünkünden oldukça farklıydı. 2000’li yılların başındaki genel klinik yaklaşım, hedef kas grubunu tamamen bloke etmek, sıfır kırışıklık elde etmek adına yüksek dozlar uygulamaktı. Bu durum, sokaklarda birbirine benzeyen, şaşırmış, öfkeli veya tamamen ifadesiz “maske yüzlerin” ve “donuk bakışların” ortaya çıkmasına neden oldu. Bu yapay görünüm, zamanla hastalar üzerinde haklı bir korku ve önyargı yarattı.

Kliniğimizin bu konudaki duruşu ve felsefesi, medikal estetiğin bu aşırı doz odaklı erken dönem yaklaşımlarını tamamen reddetmektedir. Günümüzde uyguladığımız modern yaklaşım; “Baby Botoks”, “Preventatif (Koruyucu) Botoks” ve “Doğal Nöromodülasyon” teknikleri üzerine kuruludur. Günümüz estetik cerrahi ve medikal estetik dünyasında lüks ve başarı, yapılan işlemin dışarıdan “belli olmaması” ve kişinin sadece “daha dinlenmiş, taze ve pozitif” görünmesiyle ölçülmektedir. Amacımız yüzdeki kasları tamamen felç etmek, kişiyi mimiksiz bırakmak değil; sadece kasın aşırı, agresif kasılma gücünü kırarak cildi rahatlatmaktır. Böylece hastamız gülebilir, şaşırabilir, duygularını dışarı vurabilir ancak bu esnada cildi yaşlandıran o derin, asabi ve yorgun kırışıklıklar oluşmaz.

Botoks enjeksiyonları, yüzün milimetrik anatomisine hakim, kasların başlangıç ve tutunma noktalarını çok iyi bilen uzman hekimler tarafından bir sanatçı hassasiyetiyle uygulanmalıdır. Yüzdeki her kasın bir alt katmandaki damar yapısıyla ilişkisi ve komşu kaslarla olan dengesi (antagonist çalışma prensibi) farklıdır. Örneğin bir kası fazla gevşetmek, onun tam zıttı yönünde çalışan başka bir kasın aşırı kasılmasına ve kaşın anormal şekilde yukarı kalkmasına (Mephisto görünümü) neden olabilir.

Üst Yüz Uygulamaları

  • Alın Çizgileri (Musculus Frontalis): Alın kası, kaşlarımızı yukarı kaldırmamızı sağlayan, yüzdeki en geniş dikey lifli kastır. Bu bölgeye yapılan enjeksiyonlar yatay çizgileri yok eder. Ancak dozlama çok hassas olmalıdır; eğer ilaç çok aşağıya veya yüksek dozda yapılırsa alın kası tamamen çöker ve kaşlarda, üst göz kapaklarında ağırlık ve düşüklik (ptozis) meydana gelir.

  • Kaş Arası / Glabella Bölgesi (M. Corrugator Supercilii & M. Procerus): İki kaşın ortasında yer alan ve dikey çizgiler oluşturan bu bölge, kişiye sürekli sinirli, agresif ve endişeli bir ifade verir. Bu alana yapılan müdahale yüz ifadesini anında yumuşatır, kişiyi daha huzurlu ve açık bir bakışa kavuşturur.

  • Göz Çevresi / Kaz Ayakları (M. Orbicularis Oculi): Gözü çevreleyen halka şeklindeki bu kas, güldüğümüzde veya gözümüzü kıstığımızda dış kenarlarda yelpaze şeklinde çizgiler oluşturur. Çok ince iğnelerle, cildin hemen altına yüzeysel olarak yapılan mikro enjeksiyonlarla bu çizgiler pürüzsüzleştirilir.

Orta ve Alt Yüz Uygulamaları

  • Tavşan Çizgileri (Bunny Lines – M. Nasalis): Gülme veya burun bükme sırasında burun sırtında oluşan ince dikey ve çapraz çizgilerdir.

  • Dudak Üstü / Barkod Çizgileri (M. Orbicularis Oris): Özellikle sigara kullananlarda veya mimikli konuşanlarda dudak çevresinde oluşan dikey çizgilerdir. Çok düşük dozlarla yapılan “Lip Flip” veya kırışıklık botoksu, dudak kenarlarını hafifçe dışarı doğru çevirerek çizgileri açar.

  • Çene Ucu (M. Mentalis): Çene ucundaki kasın aşırı kasılmasıyla oluşan portakal kabuğu görünümündeki pürüzlü dokunun düzeltilmesinde kullanılır.

  • Gummy Smile (Diş Eti Gülüşü): Gülerken üst diş etlerinin aşırı derecede görünmesinden rahatsız olan hastalarda, dudak kaldıran kaslara (M. Levator Labii Superioris Alaeque Nasi) yapılan milimetrik dozlarla dudağın yukarı fazla kalkması engellenir.

Botoks uygulaması, ameliyatsız estetik yöntemleri arasında hasta konforu en yüksek olan, sosyal hayatı neredeyse hiç kesintiye uğratmayan bir “öğle arası” prosedürüdür.

  • Hazırlık Aşaması: Uygulama öncesinde hastanın cildi makyaj ve kirlerden tamamen arındırılır, antiseptik solüsyonlarla dezenfekte edilir. Hastanın ağrı eşiğine göre, enjeksiyon noktalarına lokal anestezik kremler sürülerek 15-20 dakika beklenir veya soğuk kompres (buz) uygulaması yapılır.

  • Enjeksiyon Aşaması: Hekim, hastadan kaşlarını çatmasını, yukarı kaldırmasını ve gözlerini kısmasını isteyerek kasların gücünü ve haritasını belirler. Özel, çok ince (insülin iğnesinden daha ince) mikroskopik iğneler vasıtasıyla belirlenen noktalara çok küçük hacimlerde ilaç zerk edilir. Bu aşama sadece 10 ila 15 dakika sürer. İşlem sırasında hissedilen acı, sinek ısırığı hissi kadardır.

  • Etki Süresi: İşlem bittiği anda sihirli bir şekilde kırışıklıklar hemen yok olmaz. İlacın hücre içine sızması ve SNAP-25 proteinlerini kesmeye başlaması zaman alır. İlk etkiler genellikle 3. veya 4. günde cildin gerilmesiyle başlar. Tam oturma ve nihai sonucun ortaya çıkması ise 10 ila 14 günü bulur. Bu nedenle kliniğimizde her hastamıza 2. haftada bir kontrol randevusu planlanır ve gerekirse küçük rötuşlar yapılır.

İşlemin başarısı ve yan etki riskinin sıfırlanması, hastanın enjeksiyondan sonraki ilk 24 saat içinde klinik kurallara sıkı sıkıya uymasına bağlıdır. Botoks lokal bir ilaçtır ve enjekte edildiği kasın içinde kalmalıdır. Yanlış hareketler ilacın komşu kaslara sızmasına (difüzyon) neden olabilir.

  1. Öne Eğilmeyin ve Yatmayın: İşlemden sonraki ilk 4-6 saat boyunca kesinlikle öne doğru uzun süre eğilmeyin (ayakkabı bağlama, temizlik vb.) ve sırtüstü veya yüzüstü yatmayın. Başınızı dik pozisyonda tutun.

  2. Masaj Yapmayın: Enjeksiyon bölgelerine kesinlikle masaj yapmayın, ovuşturmayın, sertçe krem sürmeyin veya yüzünüzü yıkarken baskı uygulamayın.

  3. Yüksek Isıdan Kaçının: İlk 24-48 saat boyunca sıcak duş almayın, saunaya, hamama, buhar odasına veya solaryuma girmeyin. Yüksek ısı damarları genişleterek ilacın dağılmasına yol açabilir.

  4. Ağır Egzersiz Yapmayın: İlk gün yoğun kardiyo, ağırlık kaldırma gibi kan basıncını ve yüz bölgesindeki kan akışını aşırı artıran spor aktivitelerine ara verin.

  5. Makyaj ve Alkol: İşlem günü enjeksiyon delikleri açık olduğu için enfeksiyon riskine karşı makyaj yapılmamalı, morluk riskini artırmamak adına alkol ve kan sulandırıcı (aspirin vb.) ilaçlar tüketilmemelidir.